Salamis Harabeleri

238 Okunma — 29 Eylül 2023 19:14

Antik kentler, insan toplumunun geçmişine açılan bir pencere olabilir ve Salamis, bu tür büyük şehirleri hatırlatarak son birkaç yüzyılda ne kadar ilerlediğimizi göstermektedir. Salamis, Kıbrıs’ın tarihini ve zengin kültürel mirasını anlamak için vazgeçilmez bir kaynaktır. Salamis Antik Kenti’nin kökenleri, eski çağlara kadar uzanır. Bir geleneğe göre, Salamis, Anadolu’dan gelen kabilelerin ve Kilikya’dan gelen Akalar’ın katılımıyla kurulan bir şehirdir. Homeros’a ait bir efsaneye göre ise Salamis, Troya Savaşçısı Teucer tarafından kurulmuştur. Teucer, Troya Savaşı’nda savaşmış ve bu şehri kurarak yeni bir hayata başlamıştır.

Tarihi Zenginlikler:

Salamis, MÖ 1100’lere kadar Kıbrıs’ın başkenti olarak kabul edilir. Tarihi boyunca Asurlular, Mısırlılar, Persler ve Romalılar gibi birçok büyük medeniyet tarafından yönetilmiş ve ayakta kalmıştır. Şehir, bakır ticaretinin merkezi olarak önem kazanmıştır.

Salamis’in İhtişamı:

Salamis, tarih boyunca genişlemiş ve zenginleşmiştir. Özellikle MÖ 1100’den sonra, Tuzla köyünün nüfusunun Salamis’e taşınmasıyla sınırları genişlemiştir. Dördüncü yüzyıla kadar, adanın en büyük ve verimli topraklarına hükmetmiştir.

Roma Dönemi ve Ticaret Merkezi:

Roma döneminde Salamis, dünyanın dört bir yanından gelen gemilerle önemli bir ticaret merkezi haline gelmiştir. Bu, şehri önemli bir faaliyet merkezi haline getirmiştir. Şehirdeki kazılar, bu dönemden kalma birçok kalıntıyı gün yüzüne çıkarmıştır.

Kıbrıs’ın İncisi:

Salamis Antik Kenti, Kıbrıs’ın tarihinde önemli bir yere sahiptir. Uzun yıllar boyunca şehir, yapı malzemesi kaynağı olarak da kullanılmıştır. Ancak zamanla yer değiştiren kumlar şehri kaplamış ve korumuştur.

Keşifler ve Kazılar:

Salamis Antik Kenti’nde gerçek ölçekli kazılar 1950’lerde başlamıştır. Bu kazılar, antik şehrin tarihini, mimarisini ve yaşam tarzını daha iyi anlamamıza yardımcı olmuştur. Salamis, tarih severler ve arkeoloji tutkunları için keşfedilmeyi bekleyen büyüleyici bir hazine sunmaktadır.

Salamis Antik Kenti, Kıbrıs’ın tarihi ve kültürel mirasını anlamak için önemli bir kaynaktır. Bu büyüleyici antik kent, geçmişin izlerini sürmek ve Kıbrıs’ın köklü tarihini keşfetmek isteyen herkes için ziyaret edilmesi gereken bir yerdir.

Doğal afetler

Salamis, kenti yok edenlerin dışında bir dizi doğal felakete maruz kalmış olsa da pek çok eski sakininden kalan eşsiz bir mirası bulunmaktadır.

MS 76-77’deki depremlerden sonra bir Yahudi ayaklanması şehre çok fazla hasar vermiştir. İsyan, MS 70’te Kudüs’te Romalılar tarafından bastırıldıktan sonra, birçok Yahudi Kıbrıs’a, özellikle Salamis’e yerleşmiştir. MS 116’da yeniden isyan ettiklerinde, sonraki iki yıl boyunca devam eden katliam şehri zayıflatmıştır.

MS 332 ve 342’de meydana gelen depremler ve ardından bir dizi gelgit dalgası bölgeyi kargaşa içinde bırakmıştır. Bizans İmparatoru II. Constantius, MS 368- 403 yılları arasında Kıbrıs’ın başkenti olan kendisinden sonra Constantia adını taşıyan daha küçük bir şehri yeniden inşa ettirmiştir.

Ancak, doğal güçler şehrin gelişmesini önlemeye devam etmiştir ve MS 647’de Arap işgallerinden sonra tahrip olmuştur.

Ancak ironik bir şekilde doğa, yüzlerce yıldır kum katmanları altında keşfedilmediği için sitenin korunmasına yardımcı olmuştur. Bu nedenle, sık sık MS 79’da Vezüv Yanardağının yıkıcı patlamasından sonra metrelerce kül ve ponza taşı altında gömülü kalan Roma kenti Pompeii ile karşılaştırılmaktadır.

Antik kalıntılar Odise’ye benzeyen sahneleri akla getirmektedir ve belki de Homer destansı macerasını bile bu alanı akılda tutarak kaleme almıştır.

Salamis’in ayrıca Apostolik Çağının en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilen Suriye Antakya’sından çıktıktan sonra Saint Paul’un ilk yolculuğunda ilk durak olduğuna inanılmaktadır.

Gymnasium- Spor salonu

Roma döneminde Salamis’in merkezi, bu muazzam alana bugünkü girişin bulunduğu şehrin kuzeyinde idi. Keşif kazılarında, kapsamlı bir şekilde yenilenmiş olan bir gymnasium ve tiyatro bulunmuştur.

Gymnasium, Salamis’teki en etkileyici harabedir. Bu gymnasium, MS 76’da meydana gelen büyük depremin ardından, büyük Roma İmparatoru Trajan ve kuzeni Hadrian tarafından inşa edilmiştir ve Hadrian aynı zamanda Hadrian Duvarı olarak bilinen Britanya’nın Roma eyaletinin eski savunma kalesini inşa etmeye devam etmiştir.

Bu bölgenin güney girişindeki katta, orta Helenistik tarihin bir yazıtının, şehrin kuzeyinde aynı bölgede diğer gymnasiumların varlığını kanıtlar niteliktedir.

Doğu sütunlu yazıt, alanın bahçe olarak kullanıldığını göstermektedir.

Dört tarafı da Korint sütunları ile çevrili olan meydanın kuzey ve güney uçlarında bulunan iki yüzme havuzunu heykeller çevrelemektedir.

MS 331’deki bir sonraki deprem dalgası sütunlu Palaestra ile birlikte bu yapının bir kısmını devirmiştir. Binanın günümüzde kalan kısımları farklı boyutlardaki sütunlardır ve bu doğal felaketten sonra Roma Tiyatrosu’ndan ikinci bir sütun dizisinin getirildiği ve bunun bazı sütunların ve üslerin uyumsuzluğuna sebep olduğu düşünülmektedir.

Gymnasiumun merkez alanında çok sayıda heykel bulunmaktadır- ancak çoğunun başı yoktur ve depremlerin kafaları yerinden çıktığı ve daha sonra erken arkeolojik kazılar sırasında hediyelik eşya avcıları tarafından alındığı varsayılmaktadır.

Güney batı köşesinde, 44 kişilik maksimum kapasiteye sahip yarım daire şeklinde tuvaletler bulunmaktadır. Boru ve su depoları ve bir taraftaki kolçaklar günümüze kalmıştır. Karşı köşede bir dizi daha tuvalet bulunmaktadır ama günümüze kadar iyi korunamamıştır.

Roma Amfi Tiyatrosu

Gymnasiumun güneyinde bulunan açık hava tiyatrosu antik sitedeki bulunan diğer bir etkileyici harabedir.

Salamis tiyatrosu 1959 yılına kadar keşfedilmemiştir. Keşfedildiği zaman, tekrar tiyatro gösterileri için kullanılması amacıyla yenilenmesine karar verilmiştir ve günümüzde hala kullanılmaktadır.

Muhtemelen Augustus döneminde Roma İmparatorluğu’nun ilk yıllarında inşa edilmiştir ve MS ikinci yüzyılda tamamlanmıştır, çevresinde de çok güzel eserler bulunmaktadır.

Denize bakan diğer Roma tiyatrolarının çoğundan farklı olarak, burası benzersiz bir şekilde iç kısımlara bakmaktadır. Ayrıca, Roma tiyatroları normalde inşaatı daha kolay hale getirme amacıyla uygun bir tepeye inşa edilmektedir ancak Salamis’teki bu alan bağımsız olduğu için bu tiyatronun yazısı benzersizdir.

Bu antik tiyatronun cavae denen oturma alanı kireç taşından yapılmıştır ve kemerlerle desteklenmiştir, bu orijinal koltuklardan sadece bu 15.000 oturma kapasiteli yapıda elli koltuk bulunan sekiz sıradan oluşan birkaçı günümüze kalabilmiştir.

Sahne binasında, orkestralar ve tiyatrocular için çeşitli oda ve koridorlar bulunmaktadır ve aynı zamanda performansların arka sahnesi olarak kullanılmıştır.

Antik Yunan şarap tanrısı Dionysus’a adanmış bir kemer, Marcus Aurelius Commodus, Sezar Constantius ve Sezar Maximian’a adanmış silindirik tabanlar sahnenin merkezini oluşturmaktadır. Sahnenin önündeki alanın onur konuklarına tahsis edilmesi planlanmıştır.

Keşif kazılarında tarihi Roma dönemine dayanan tiyatronun eteklerinde başsız mermer heykeller de bulunmuştur. Bu heykellerin çoğunun Roma pagan geleneğinin tüm özelliklerini reddeden Hıristiyanlar tarafından tahrif edilmiş olabileceğine inanılmaktadır. Hıristiyanlık bir devlet dini olarak kabul edildiğinde, tüm bu çıplak heykeller nefretle tahrip edilmiştir ya da yok edilmiştir. Aslında, mozaik resimleri gibi Roma pagan dininin herhangi bir göstergesi de tahrif edilmiştir veya yok edilmiştir.

Günümüzde bu antik tiyatro, diğer benzersiz etkinliklerin yanı sıra benzersiz tarihi ortamlarda Boney M ve Jose Carreras gibi sanatçıları ağırlayarak klasik müzik konserlerine ve caz festivallerine de ev sahipliği yapmaktadır. Yaklaşan etkinlikler için ilgili sayfamızı takip edebilirsiniz ve böylece Kuzey Kıbrıs’a yaptığınız ziyaretinizi hazine değerindeki bu etkinliklere denk getirebilirsiniz.

Roma Villası

Tiyatronun güneyinde ziyaretçiler iki katlı bir villanın kalıntılarına rastlayacaktır. 1882’de yapılan kazılarda bulunmuş olmasına rağmen, günümüzde çoğu kısmı hala gün yüzüne çıkarılamamıştır, bu nedenle bu villada sınırsız hayal gücünüzü kullanmanız gerekecektir.

Giriş, tasarım olarak, sütunlu bir revak içeren merkezi bir iç avluya sahip sütunlarla süslenmiş bir kilise apsisine benzemekteydi.

Avlunun her iki yanında oturma odaları bulunmaktaydı ve keşif kazıları sırasında, merkezi figürü çevreleyen hayvan motifleriyle süslenmiş mozaik zemine sahip bir platform keşfedilmiştir.

Şehir terk edildikten sonra bu yapı zeytin değirmeni olarak kullanılmıştır. Resepsiyon salonunda zeytinleri kırmak için kullanılan büyük taş değirmeninin yanı sıra değirmen taşları ve süzme cihazları da bulunmuştur.

Bizans Su Sarnıcı (Vouta)

Agoranın kuzey ucunda yer alan bu Bizans su sarnıcı, MS 627- 640 civarında inşa edildiğine inanılan etkileyici bir antik eserdir.

Salamis büyüklüğünde bir şehir büyük bir su kaynağına ihtiyaç duyuyordu ve başlangıçta yerel kaynakların yeterli olmasına rağmen, Bizans dönemi itibarıyla, bu şehir bir kıtlık sorununu çözmek zorunda kalmıştır.

Beşparmak dağların eteklerinde Değirmenlik adı verilen, binlerce yıldır kurumamış ve Salamis’ten 45 kilometre uzaklıkta bulunan bir dere etrafında konumlanmış bir köy önemli bir kaynak sağlamıştır.

Kıbrıs’ın en büyük taş sarnıçlarından biri olan bu büyük su deposunda depolanmak üzere Değirmenlik’ten Salamis şehrine su getirmek için toprak borular ve su kemerleri sistemi inşa edilmiştir.

Sarnıcın 36 metrekarelik sütunlarının kalıntıları ve duvarları günümüze kadar gelmiştir. Su kemerleri kalıntıları komşusu olan Yeniboğaziçi köyünde görülebilmektedir.

Roma Villası yakınlarındaki bir başka Bizans sarnıcında Hristiyan resimlerinin parçaları sergilenmektedir. Birbirine açılan üç bölümden oluşan duvar resimlerinden birinde tarihi MS. 6. yüzyıla kadar uzanan yazılar olduğu keşfedilmiştir. Sarnıcın ana paneli, yukarıda yazılı İsa Mesih’in imgesiyle balık ve bitkilerin su sahnesini tasvir etmektedir.

Agora

Vouta’nın yanında yer alan bu taş forum, Salamis’in buluşma noktası ve pazarıydı.

Tarihi Helenistik dönemlere kadar uzanmaktadır, ancak yeniden keşfedilen gri mermer friz üzerindeki bir yazıttan yola çıkarak alanın Augustus zamanında MÖ 22.yy. civarında restore edildiği düşünülmektedir.

Agora tüm Roma şehirleri için ortak bir yapıydı. Sütunlu pasajlara sahip büyük bir dikdörtgen alan, daha zorlu koşullarda parlayan güneşten ve yağmurdan korunmasını sağlamıştır.

230 x 55 metre ölçülerindeki Salamis’te bulunan bu forum, bilinen en büyük forumlardan biridir.

İki uzun tarafta, lüks veya pahalı ürünler satan dükkanların bulunduğu saçaklar bir diğer deyişle çatılı sütun dizisi bulunmaktaydı. Bu sütunlardan sadece biri günümüze kadar ulaşmıştır.

Agora, erişimin sadece yerleşimcilere sınırlı olduğu gymnasium ve hamamların aksine hem vatandaşlar hem de köleler dahil olmak üzere herkese açıktı. Kadınlar açık alan pazarına genellikle alışveriş yapmak için giderken erkekler burada günün siyasetini veya olaylarını tartışmak için buluşmaktaydı.

Yerel olarak üretilen ürünler arasında meyve, tahıl, zeytin, şarap, balık ve sebzelerinin yanı sıra yüzlerce yıl önce bu alanda ticareti yapılan ve Salamis limanından gelen daha egzotik ürünler bulunmaktaydı.

Zeus Tapınağı

Ana Salamis tapınağı Agora’nın güneyinde bulunmaktaydı. Burada günümüze kadar sınırlı sayıda keşif kazısı yapılmıştır, bu nedenle şehrin bu bölgesini ziyaret ederken biraz hayal gücünüzü kullanmanız gerekebilir.

Zeus Salaminios Tapınağı olarak da bilinen tapınak kültü, Teucer’in kendisi tarafından kurulmuştur ve bu nedenle şehrin kuruluşundan bu yana var olduğu düşünülmektedir.

Tapınağın üstünlüğünün Roma döneminde, tarihçi ve senatör olan Tacitus tarafından MS 22. yy’da imparator Augustus’un tapınağa sığınma hakkı vermiş olduğu doğrulanmıştır.

Önümüzdeki iki yüz yıl içinde Zeus kültü giderek bir Roma bölgesi olarak adanın kimliğiyle ilişkilendirilmiştir. Tapınağın günümüze kadar dayanan kalıntıları bu Roma dönemine aittir.

Tapınak bölgesi 19. yüzyılın sonlarında tespit edilmiştir ve 1970’lerde kısa bir keşif kazısı yapılmıştır. Kazılar sırasında Augustus’un karısı Livia’yı onurlandıran ve tapınağı Zeus Salaminios’a adayan yazıtlar bulunmuştur.

Planında, tüm şehre hâkim olan geniş sütunlu bir girişi olan avlunun sonunda yükselen bir tapınak bulunmaktadır. Bu tapınak kireçtaşından yapılmış, kabaca 28 x 22 metre ölçülerinde yüksek bir podyum üzerinde durmaktadır. Giriş kısmı on iki bağımsız sütun ile dekore edilmiştir ve Agora’dan basamaklı bir rampa ile erişilmiştir.

İlk keşif kazılarında ayrıca tapınağın meydanında, kanatlı boğaların ön kısımları arasında duran bir karyatit figürü ile her iki tarafa oyulmuş muazzam mermer sütunlar keşfedilmiştir. Günümüzde Londra’da yer alan British Museum’ın koleksiyonunda, sütun kalıntılarının Akhamenid sanatından etkilendiği ve bunun sonucunda tarihinin M.Ö. 300 ile 250 yılları arasına dayandığı ortaya çıkmasına rağmen bu kalıntıların işlevi muğlak kalmıştır.

Campanopetra Bazilikası

MS 4. yüzyılda Hıristiyanlık döneminde inşa edilmiş olan Campanopetra bazilikası, limana uzak olmayan deniz manzaralı muhteşem bir konuma sahiptir.

Batıda üç koridorlu bazilikaya bitişik, her tarafında kemer altı bulunan geniş sütunlu dikdörtgen bir avludan oluşmaktaydı. Avlu içinde bir kuyunun yanı sıra merkezi apsiste bir piskopos kürsüsü ve diğer din adamları için oturma yeri bulunmaktadır.

Apsisin arkasında ise banyosu bulunan bir sauna odası kalıntıları bulunmaktadır. Diğer bir odada, Roma dünyasında genellikle mermer, inci ve camın kullanıldığı, bir resim veya desen oluşturmak için malzemelerin kesildiği ve duvarlara kakma yöntemiyle oyulduğu popüler bir sanat olan opus sectile tekniğiyle yapılmış etkileyici mozaikler bulunmaktadır.

St. Epiphanios Bazilikası

Kıbrıs’ın en büyük bazilikası olan Epiphanios, Roma Villasının biraz ötesinde bulunmaktadır.

MS 400 yıllarında Salamis Piskoposu St. Epiphanios tarafından Constantia metropol kilisesi olarak inşa edilmiştir. Etkileyici bir anıtta, iki sıra taş sütunla ayrılmış orta nefin her iki tarafında üç koridor bulunmaktadır. Bir ucunda, piskopos ve din adamları için koltuklu üçlü kemerli yarım daire apsisi bulunmaktadır. Apsisin her iki yanındaki odaların giyinme ve saklama için tahsis edildiğine inanılmaktadır.

Vaftizhanedeki ısıtma sistemi kalıntıları, vaftizlerin yaz aylarının yanı sıra kışın da ılık suyla gerçekleştirildiğine inanılmasına sebep olmuştur.

Campanopetra Bazilikası ile buluştuğu bazilikanın güney duvarında, üzerinde yazılar olan taş bir tabut olan boş bir mermer lahit bulunmaktadır. Bunun, Arap saldırıları sırasında imparator Leo tarafından kalıntıları Konstantinopolis’e götürülen piskoposun mezarı olduğuna inanılmaktadır.

Kilise 7. yüzyılda Arap saldırıları sırasında yıkılmıştır ve yerine güneyde daha küçük bir bina yapılmıştır.

Roma Hamamları

Tamamen kazılmamış olmalarına rağmen, gymnasiumun doğusunda olan Roma hamamlarında hala birçok Roma eseri sergilemektedir.

Romalılar, mermer kaplı havuzlar, çeşmeler ve sıcak ve soğuk odaların bulunduğu ihtişamlı yapılar olan hamamlar konusunda oldukça hassastı.

Ziyaretçiler, Osmanlıların kendi kültürlerine adapte edip geliştirdiği Roma hamamlarının Caldarium (sıcak banyo), Frigidarium (soğuk havuz) ve Sudatoryum (sauna) yapılarını günümüzde hamamveya Türk hamamı olarak bilinen yapılarla ilişkilendirebilirler.

İki soğuk havuz arasında yerden ısıtma boşluğunu görebileceğiniz merkezi sauna odası bulunmaktaydı. Bu Sudatorium’un güney duvarında, MS 3. yüzyıldan kalma bir fresk, klasik mitolojide Herakles’in arkadaşı, hizmetçisi ve sevgilisi olarak hizmet eden bir genç olan Hylas’ı göstermektedir.

Sauna odası, kısmen restore edilmiş sıcak banyo Caldarium’a açılmaktadır ve ziyaretçilerin içine girip mozaikleri görebileceği döşemenin altında nemli ve mahzen gibi bir oyuk bulunmaktadır. Kuzey duvarının bir nişinde ufak bir yama ve çiçek motifleri bulunmaktadır. Hamamların yanında, içinde daha fazla mozaik bulunan iki sauna bulunmaktadır. Kuzey odasında ise bir dalın üzerindeki üç nardan birini görebilirsiniz.

En eksiksiz parçalar güney Sudatorium’da bulunmaktadır ve bunlar Hristiyanlığın devlet dini olmasından hemen önce, MS 3. yüzyılın sonu veya 4. yüzyılın başlarından kaldığı düşünülen nadir eserlerden oluşmaktadır.

Mozaiklerden biri insan ve Amazonlar arasındaki bir savaşı temsil ederken ikincisi ise Leda’yı nehir tanrısı Eurotas ile bir kuğu olarak gizlenmiş şekilde göstermektedir. Yunan mitolojisinde Leda, Spartalı bir kraliçe olan bir Aetolian prensesiydi. Bu efsane, Rönesans’ta kullanılan bir motif olarak nam kazandıktan sonra Leda ve Kuğu sanatının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Surlar ve Liman

Surlar Salamis’i kuzey, güney ve batıda korumuştur ve eski şehir merkezinde bir başka sur daha keşfedilmiştir.

Bunun 7. yüzyılda kenti Arap saldırılarından korumak için yapıldığı düşünülmektedir.

Kasabanın güneydoğusunda, kuzeyde ve güneyde yapay dalgakıranlar tarafından korunan en eski Salamis limanı bulunmaktadır. Şehrin kuzeyinde bulunan ikinci bir liman geç Roma döneminde genellikle askeri amaçlarla kullanılmıştır.

Ziyaretçiler denize dikkatli bakınca kıyıya paralel uzanan ve güneyde bir lagün oluşturan uzun bir resif görebilecektir. 1971 ve 1973’te keşif kazılarının gerçekleştirildiği bu iki liman bu lagünün kuzeyinde ve güneyinde bulunmaktaydı.

Kazılar sırasında, biri modern kıyıya paralel olan diğeri ise bu kıyıyla kesişen iki yol bulunmuştur. Lagün bölgesinin güneyinde, inşası sırasında arazi seviyesinin daha yüksek olduğuna işaret eden mimari kalıntılar bulunmuştur. Çok geniş sitlenmiş halde bir alan olması sebebiyle bu bölgede keşfedilecek hala pek çok şey olduğuna inanılmaktadır.

İki limanın dalgakıranları boyunca uzanan ve muhtemelen lagünü denizden ayıran doğal bir sırt olan şehir duvarlarının kapalı bir liman oluşturduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır.

Mezarlar

Şehirde ayrıca tarihi MÖ 7. ve 8. yüzyıllara dayanan büyük kemerli mezarlar da bulunmaktadır. Nefis şekillerle kesilmiş taşlar ve kerpiçten inşa edilen mezarlar, kentin eski sakinlerinin sosyal hiyerarşisine bir bakış açısı sunmaktadır. Bu dönemde, cenazelerde yapılan ortak bir geleneğe göre bir mezarın gömülmesi sırasında, mezarın önünde alaydan bir at ve savaş arabası feda edilmekteydi.

Bulgular

Antik kentin gizemleri zamanla keşfedilmiştir. Tarihi M.Ö. 411’den 374’e dayanan önemli kalıntılar ve altın sikkelerin bulunması, kentin arkeolojik öneminin ilk gerçek kanıtı olmuştur ve araştırmacılara antik çağlarda şehrin önemli zenginliğini anlayabilme olanağı sağlamıştır. Önemli arkeolojik koleksiyonlar St. Barnabas Manastırı’nda tutulmaktadır.

Bazıları günümüzde Londra’daki British Museum’da da sergilenen hazineler bulunmuş olmasına rağmen, mimoza, çam ve okaliptüs ağaçlarından oluşan bir ormanın sardığı bu alanda yapılabilecek daha fazla kazı, eski Kıbrıs’tan daha fazla kayıp sırrı ortaya çıkaracağı kesindir.

Salamis’i ziyaret edin

Her ne kadar şehir ağırlıklı olarak kumların altında kalsa da bu alan oldukça etkileyicidir ve tarihi bir ziyaret deneyimi için gelip görmeye değer.  Kasabanın batısındaki Salamis mezarlığı, Salamis’in bazı buluntularına ev sahipliği yapmaktadır ve alana genel bir bakış açısı sunduğu için ziyaret etmeye değerdir.

Kalıntılar konuşabilseydi, Salamis’in söyleyecek bir milyon hikayesi olurdu ve eğer daha fazla çalışma ve kazı yapılsaydı ortaya neler çıkacağını biliyor olurdu.

Bu alan, Kuzey Kıbrıs ziyaretinizde görülmesi gerekenler listenizde en üst sıralarda yer almalıdır ve antik kentte tüm görülmesi gerekenleri sığdırmak için iki saat ayırmanız yeterli olacaktır. Salamis’te doğan en eski Hıristiyan müritlerinden birinin adını taşıyan St. Barnabas Manastırı ana yolun karşısındadır ve Salamis’te ziyaret edilecek yerler listesine mutlaka eklenmelidir.

benzer içeriklerBENZER İÇERİKLER